Gece gece bu ne enginarı, ne enginar dolması tarifi demeyin, insanın aklına düşürmeye görsünler, yorgunluğuna argınlığına bakmadan giriveriyor mutfağa, İzmirli Suzişko'nun yattığı yerden şen kahkahaları insanın kulağını çınlatırcasına gelirken,tencereyi koyuveriyor ocağa, biraz Mediha Şen Sancakoğlu, Biraz Güzide Kasacı, biraz Bedia Akartürk fonda yankılanırken 4 tane iri çanak yapraklı enginar yıkanmak için atıyorlar kendilerini suyun altına.
Suzişkonun sesi geliyor tarazlı tarazlı derinlerden, "Bak kızım evladım, bu enginar var ya enginar hayata benzer, hayatın ta kendisidir derdi ananem, nur içinde yatsın, inanmazdım bildin mi?" diyerek yüzüme bakıyor masanın köşesinden doğru, çakır gözleri içime işliyor ne demek istediğini anlamaya çalışmanın çaresizliğiyle.
"Nasıl yani Suziş?" diyorum enginarın en dış yapraklarını teker teker ayıklayıp, ziyan gitmesinler diye içlerini dudaklarımla dişlerim arasında sıkıştırıp çıkartıyorum kekremsi tadı alıyorum.
Enginarları teker teker elimden alan Suziş, " Bak şimdi," diyor, "Hayatın kendisi gibidir her bir enginar, ya içindesindir, tam merkezinde, ya da kıyısında en dış kabuğunda; en dış kabuğun da elbet tadı vardır, onu da ziyan olmasın diye kıyamayıp tadanlar olur elbet, ama asıl tadı özü tam ortasındadır," diyerek yaprakların tepelerinden azıcık alıveriyor sivriliklerini. "Hayatta herkesin sivri yanları vardır, ama azıcık özüne zarar vermeden herkes budanır bu hayatta usulca; bak baharda ağaçlara, her bahar özlerine zarar vermeden budanırlar ki yeniden yeni yeni filizler versinler, sivrilikleri faydasız yanları gitsin diye," dedikten sonra enginarın başına hafifi hafif vuruyor, yapraklarını biraz esnetiyor, sonra gülümseyerek benim de başıma yavaşça aynısını yapıyor, kıkırdıyoruz birlikte.
Bir kaşıkla büyük bir özenle göbek kısmındaki tüyleri de aldıktan sonra saplarını biraz dibinden bırakarak alıyor, "Hayat, geldiğin kökü her zaman özünde saklar bırakır, enginarın sapı, senin göbek deliğin, hep aslında sana geldiğin yeri hatırlatır," diyerek beni gıdıklayıveriyor, Güzide Kasacının şarkısına bizim kahkahalarımız karışıyor.
Enginarları limonla ovmaya başlıyor,"Enginarları bir güzel acıyla ovacaksın ki rengi dönmesin özü kararmasın kızım evladım, hayat da bu limon gibi insanı ovar her yaşadığı gün acısıyla ve tatlısıyla, ki rengi dönmesin özü kararmasın," derken gözüne bir damla limon damlatıveriyor, " Eh limon göze parlaklık verir a kızım!" dediğinde benim göz bebeklerim dehşetle büyüyor. Derken Suziş onları limon sıkılmış bir tencerenin kucağına bırakırken ben de 1 su bardağı pirincin taşını ayıklamayı bitiriyorum.
"Bak evlatcım, taze soğanları ince ince kıyacaksın, yanına mis kokulu dere otlarını alıverecekin bol bol; dereotu derede bulunan bir ottur diyenin sözüne bakmayacaksın, dereotu suyun kenarlarının medeniyetlerin kurulduğu yerlerin bilgisine görgüsüne sahiptir diyerek hürmet edeceksin, konuşa konuşa ince ince pirince katacaksın soğan ile birlikte, derken biraz hayatın tuzundan ekleyip, sarınıp sarmalanacaksın yoğrulacaksın hayatın özüne tat tuz olmak üzere" dedi ve tutturdu bir Müzeyyen Senar şarkısı;
Yar deyip de sinene sarsan beni
Bir gün öldüreceksin en sonunda sen beni
Dalgalandım da duruldum
Koştum ardından yoruldum
Binlerce güzel sevdim de
En son sana vuruldum
Yaktın yıktın kül ettin, erittin beni
Mecnuna döndürdün, mahvettin beni
Aşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni"
diye diye doldurdu bir güzel yoğurduğu hayatın özünü enginarların göbeğine, yerleştirdi her birini edepsiz düdüklü tencerenin dibine, yarım limonun suyunu, 1 çay bardağı zeytinyağı ile 1 su bardağı suyu da karıştırıp gezdiriverdi üstünde, kapadı kapağını, başbaşa bıraktı düdüklü ile enginarları 10 dakika boyunca, oturdu masada yanıbaşıma " Bak bizim kız, enginar hayat gibidir dolması da hayatın özü gibi, ustalıkla içini doldurmana bakar; içini ne kadar harcından kaçmayıp doldurursan o kadar lezzetli olur, altını ne kadar az açarsan o kadar demlenir, hayatın acısından, harından güründen tatlanadurmak lazım, hayatının malzemesinden kaçmamak lazım, bol tutuver elini, bol tutuver gönlünü, accık gül yüzünden katıver enginarın içine, biraz da işvenden, nazından, hayran kalsın yiyen ağzına yayılan her bir lezzetinden, hayatın özünden "dedi doğruluverdi Suziş, yavaşça açtı düdüklünün kapağını, beyaz anneanneden kalma gülümseyen bir yüze benzeyen tabağın gönlüne yerleştiriverdi enginar dolmalarını, etrafını dereotları ile bezedi, "Hayatta insanın etrafını da güzelliklerle bezemek lazım, yüzüne gülen olursa bezemenden o da dolmanın üstünden usulca gezdirdiğin bir çay kaşığı zeytinyağına benzer, he mi güzel kızım ?" dedi ve biz genç kız kıkırdamaları ile,
" Şarkılar seni söyler
Dillerde nağme adın
Aşk gibi, sevda gibi
Huysuz ve tatlı kadın
En güzel günlerini
Demek bensiz yaşadın"
şarkısını söyleye söyleye Kabak Çiçeği Dolması ve Hayat'ın Kaçamakları sohbetine dalıverdik...
Kabak Çiçeği Dolması mı o da başka bir mutfak gecesinden gündoğumuna olsun artık...
Yattığın yer ışık olsun Suzişkom...Huysuz ve tatlı kadınım...





