15 Mart 2012 Perşembe

Kirpinin Zarafeti...




Bugün mutfakta oturmuş bıçakları teker teker bileyip, öfkemi törpülemeye çalışırken fonda sonuna kadar Mozart’ın Requiem’nin Confutatis’i yankılanıyordu, bir anda kapıyı biri tıklattı, bir baktım paspasın üstünde bir kirpi, “Buyrun, girin içeri!” dememe kalmadan bizim haylaz kirpi, paldır küldür daldı içeri, geçti karşıma kuruldu. Minik burnunun üzerinde, burundan da minik, bir gözlükle dikenlerinin arasından bir kitap uzattı elime.

Kirpinin Zarafeti , Muriel Barbery

Önce anlamadım, anlam veremedim, sonra sayfaları çevirdikçe harfler bir araya geldiler kelimeler, cümleleri izlediler; renkler, çizgiler, sesler harekete geçtiler ve bir kirpinin zarafetini, kirpi olmaktan korkanlara şöyle özetlediler;

“...Dışardan dikenlerle zırhlı ,tam bir kale,ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var.Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar… “ derken, “Peki ya kötüler?” diye kaçıverdi bir soru ağzımdan bilge kirpinin gözlerinde anlam bulmak istercesine ve yetişti yine imdadına Rue de Grenelle'in yedi numarasında yaşayan Renée’nin minik dostu Paloma;  

“...asıl kötüler herkesten nefret ederler; bu kesin , ama özellikle de kendilerinden nefret ederler.Birisi kendisinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz siz? Bu onu yaşarken ölü kılar, kendi olmanın bulantısını hissetmemek için kötü duyguları kadar iyi duygularını da uyuşturur…” dedi, bugünlük bunlar sana yeter sen bu gece bunları düşün sabaha yine gelirim ben dedi, çıktı gitti.

Sabah mutfaktayım beklerim, olmadı akşamüstü çayına sizler de gelin...


Hiç yorum yok: